bahara bir hediye.jpg

Firdevs koca Buda heykelini çevreleyen üstü kapalı galeride bir yerde oturuyor olabilir. Orada da hava kapalı olabilir, yağmur çiseliyor olabilir. Arkasında bir yerden, biraz uzaktan onu seyrediyorum. Körfez görünmüyor. Firdevs körfez tarafına sırtını dönmüş ve orada olduğuna inanamıyor. Elini uzatsa heykele dokunabilecek kadar yakında olduğuna inanamıyor. (...) Bu eller, bu gövde ve bu gözler şimdi buradalar, sırtımı dayadığım taş burada ve sırtım burada diye tekrarlamak gerekir. İçime çektiğim hava buraya ait ve ciğerlerim buranın havasını işliyor, kanım buranın havasıyla tazeleniyor. Bunları birkaç kez tekrarlamak gerek. Firdevs de tekrarlıyor. Tekrarlama, mekânı yavaşça bizim kılar. Buna artık vuslat diyebiliriz."  YKY Ocak 2022

 

gemide yer yok.jpg

Bu durumda sokaktaki bilinmez ve düşman gölgelerden biri de ben olurdum. Kargaşanın kahramanlarından birisi. Sinsice apartmanların camlarını gözetleyen, köşe başlarında nöbet tutanları kollayan diğer gölgeler gibi bir gölge. Kargaşanın asli bir unsuru olarak, kargaşanın öznelerinden biri olarak sarhoşluğa doğru sürüklenerek bilinçsiz de olsa yıkımı hızlandırmaya uğraşırdım. Bunun canlılık ve hayatiyet olduğunu kabul ediyorum ama bunların hiçbirisini yapamıyorum, hatta şu kadını bile sürükleyip dışarı atamıyorum, yaşamın kurallara göre aktığı fikrine sarılmaya devam ediyorum."  YKY Mart 2019

 

"Bedriye sigara içiyor, bir kadının ortalık yerde sigara içmesi yadırgatıcı, kondüktör bakıyor mesela, satıcılar ve yolcular bakıyor. Bedriye aldırmadan bir nefes daha çekiyor. Muhtemelen herhangi bir nazarı dikkate alacak eşiği çoktan aştığını düşünüyor. İstanbul’un yaklaştığını düşünüyor. Yeni bir hayatın olanca kasvetiyle yaklaştığını düşünüyor. Yeni hayatın nasıl bir şey olacağını düşünüyor. Yeni bir hayat diye bir şey elbette ki yok. Onun yerine kişilik adı verilen, çember gibi, kavanoz gibi kahrolası bir şey var. Hep aynı hataların yapılması, aynı doğruların imkânsızlığı, aynı engeller takılıp tökezlenilmesi diye bir şey var." YKY, Mart 2018

 

"Dünyadan uzaklığın dile gelmez bir kederi var. Her Vabkent'linin duyduğu derin, suskun bir keder. Ama dünyasız da yaşanıyor. Dünyasız da bir hayat kurulabiliyor. Kasaba dışında ta çöle kadar uzanan pamuk tarlalarının kum deryasına saldırısıyla ve kumun direnişiyle düğümlenmiş bir dünya. Nefes almaya çalıştı, derin bir nefes. “Vabkent üzerine bir şiir yazılamaz” diye söylendi. Dünyasızlık üzerine bir şiir yazılamaz. Böylesine iddialı bir hükme varmak gülümsetti. Öğretmen okulunda yazdığı kırık dökük şiir denemelerinden herhangi birini hatırlayabilmek mümkün değil. Hem hatırlanmasalar daha iyi. Dünyasızlık şiiri de kavurur." YKY, Nisan 2015

 

IMG_20200818_230330.jpg

“Kimi zaman belirsiz karşılaşmaların kaderin işi olduğu söylenir. Öte yandan nerede kaderden ve insan özgürlüğünden konuşuluyorsa orada şeytanın zillerini şıngırdatarak, ayaklarını ardı ardına asfalta vurarak zıpladığı da söylenir.” YKY Ağustos 2020; İlk baskı Ayrıntı, 2013.

 

 

önceki çağın akşamüstü  yky kapak.jpg

Yenilmişlik, gerçeklikle karşılaştırılmayacak kadar hayat doluydu. Ceyda'yı bu akşam görmem mümkün değil. Boş bir umuda kapılarak hayal kırıklığı yaşamamak için durmadan bunu tekrarlıyordum. Bir pavyon kadınını merak edip durmakta bilinmedik bir dünyaya ait tamamen karanlık bir büyü vardı. Zamanı ve hareketi unutarak şiddetlenen yağmurun altında yürüdüm durdum. Sanki içimdeki bir tomurcuk ısrarla Ceyda'yı işaret ediyor, o dayak yediğim gün bilgisayar başında hissettiğim taze sıcaklığı hatırlatıp duruyordu." YKY Haziran 2019; İlk Baskı; Ayrıntı, 2012.

 

"O  yıl, bir türlü bitmek bilmeyen dönüşlere hükümlü sonsuzluğun ilk yılıydı. Çölün en dibinde, Kızıldeniz'in böğrüne taştan bir bıçak gibi saplanmış ıssız yarımadada her zamankinden farklı bir hareketlilik ve başkalık vardı. Ürkünçlüğü ve suskunluğuyla öbürlerinden hemen ayrılan, üzerinde bir tanecik ağacın bile bitmediği, taştan dağın eteklerinde daha önce oraların hiç alışkın olmadığı kadın erkek, çoluk çocuk tuhaf bir topluluk bekleşip duruyordu. Zaman zamanı, günler günleri kovalıyor, yakıcı güneşin ve dondurucu gecelerin altında kaderimizde yeni bir sayfanın açılmasını umutla bekliyorduk. Bekleyiş uzadıkça endişe de arsız bir bitki gibi serpilip gelişiyordu."  YKY, Mayıs 2017; ilk baskı Literatür Mart 2006.

"Keçi... İnsanlığın en eski dostlarından biri. İlk evcilleştirilen hayvanlardan biri. Ancak keçinin gerçekten evcilleşip evcilleşmediğine karar vermek biraz zor. O hem biraz evcildir hem de değildir. Hem insanla iç içe bir yaşam sürer hem de aslında başına buyruktur. Keçi güdülemez, sürünün liderini izler o kadar. Tabii o da yaşlı bir tekedir. İnsana olan bu yakınlığa karşın daimi hissedilen uzaklık keçiyi hep kuşkulu kılar: İnatçı, başına buyruk, bazen de anlaşılmaz."

YKY 2014