harmann broch.jpg

Vergilius Suretinde Hermann Broch

Ömer F. Oyal

 

“Ah, evet, sılaya dönüş! Her şey çocuğa dahildir, onun için her şey müzik, her şey ölümsüz, her şey bütünlüğün büyüklüğü olur, gülümsemesiyle bundan böyle çocuk, hep örtüleri kaldıran ve her şeyi gerçekleştiren olur, çünkü kendi kucalayışın kaçabilme imkanına sahiptir, gözleri gözlere sinmiştir, evrendir, ah, evet, bir daha kavuşulması imkansızdır çocuk bizim için, çünkü her şey bir daha geri dönülmesi imkansız olarak bomboş bir büyüme süreci içerisindedir! Ve ne kadar büyürsek büyüyelim (...) kendimizin dışında kalırız, dışlanmış olarak kalırız, hiçbir gece kucaklamaz bizi, ve hiçbir sabah bize sarılmayacaktır artık, çünkü sımsıkı bağlıyız, kaçışsız ve kaçış hedefi bulunmaksızın, kendi kendimize bile teslim edilmemişiz – çünkü kollarımız hiçbir şeyi tutup yüreğimize bastırmamış -” (Hermann Broch, Vergilius'un Ölümü. İthaki, 2012. Sf. 203. Aşağıda sadece sayfa numarasıyla yapılan göndermeler bu esere aittir.) Ama sılaya dönüş bitmez, hep yeniden başlar. Giderek boğucu hale gelen, artık tanınamayan dünyada sılanın yeri hep yeniden sorgulanır. Hele de karanlık zamanlarda. Broch'un Vergilius'un Ölümü “ev”in sonsuza dek yitirildiği, insanın ezeli sıla özlemine dair bir eve dönüş şarkısıdır. Hayatı ululayan bir ölüm şarkısı ve sanatın yetersizliğine bir ağıt. Kitabın Türkçe çevirisi nihayet tam da Vergilius'un vasiyetini yazdırıp, öldüğü günlerde çıktı.

 

Viyana

 

Biliniği gibi 1910'ların Viyana'sı hem Habsburg İmparatorluğu'nın çöküşünün krizlerini yaşayan fakat hem de yaratıcılığın olağanüstü yoğunlaştığı bir kentti. O dönemin Viyana kahvelerinin hala ünlü müdavimlerini tek tek saymak zaman ve yer kaplayacaktır. Broch'un, kumaş tüccarı Yahudi bir babanın söz dinleyen oğlu olarak, Viyana'nın bu dumanlı alemine girişinin hikayesi pek de sıradan sayılmaz. Broch babasıyla keskin bir çatışmaya girmedi ve ailenin kendisinden istediklerini yaptı ama öte yandan düşünmekten de, edebiyata dair tutkusundan da vaz geçmedi. Eğitiminin yine babasının yönlendirmesiyle tekstil teknisyenliği ile sınırlı kaldığına işaret etmek gerek. Sonraları, yani 40 yaşından sonra üniversiteye ancak yarım dönem gittiği de dikkate alındığında neredeyse tamamen kendi kendini yetiştirmiş birinden söz ediyoruz demektir. Broch kendi kendini yetiştiren kişilere özgü hemen tüm özellikleri ve olumsuzlukları peşi sıra sürükleyecektir.

İki farklı hayatı bir arada yürütmeyi başarıyordu Broch. Bir yandan babasının tekstil fabrikasında çalışma ve giderek otuzlu yaşlarda fabrikanın yöneticiliğini sürdürme; öbür yandan da edebi ve düşünsel çalışmalarıyla, denemeleriyle birlikte Viyana kahvelerinin müdavimliği.

Daha o zamanlardan “zamanın görevleri”nde hassastı, yani şiirsel üslubuna ve fabrika yöneticiliğine karşın fildişi kuleye çekilen bir edebiyata en baştan beri karşıydı; düşünsel çabası, tarzı bizler için pek alışıldık olmasa da derin biçimde politikti. “Aiskhilos, geçerliliğini sonsuza kadar koruyacak eserler yaratabildi, çünkü böylece kendi zamanından kaynaklanan görevi yerine getirdi, ve bu yüzden de onun sanatı, aynı zamanda bilgidir... görevlerin yönünü zaman belirler, ve bu yönlere karşı çıkan, başarısızlığa uğramaya yazgılıdır... bu tür yönlerin dışında yaratılan ve dolayısıyla hiçbir görev yerine getirmeyen bir sanat, ne bilgidir, ne de yaratıcılıktır, ne de yardımdır, kısacası artık sanat değildir ve varlığından söz edilemez.” (Sf. 326) Fakat görevleri tespit edip, dönemi yargılamak için de bir değerler felsefesi de gereklidir. Broch'un hemen tüm çabasının bir değerler felsefesi yaratmaya yönelik olduğunu söylemek abartılı olmayacak. Bremmer, Summa gibi itibarlı dergilerde yürüttüğü kültür eleştirisinin, sonuna dek götürülmediğine bir sahtekarlığa dönüşebileceğini gören Broch, 1910'ların ortalarında çalışmalarını toplum eleştirisine dek genişletti. Dönemin eleştirisi edebiyat eserinin başlıca meşgalesi olmalıdır. II. Wilhelm'in romantik ideolojisine, tutucu ve savaş yanlısı politikalarına karşı olduğu gibi, Sovyet Marksizmine de karşıydı, Avusturya Marksizmi adıyla anılan hareketi destekledi.

1927 yılında üzerindeki fabrikayı devredip, aynı süreçte de boşandığında - ki böyle şeyler genellikle üst üste olur - 41 yaşındaydı.

 

Bozulma

 

Broch'dan söz ederken Uyurgezerler'den söz etmemek olmaz. İlk romanı Schlafwandler (Sleepwalkers - Uyurgezerler), 1931-1932 yıllarında yayınlanan bir üçlemedir. Kitap çıktığında Broch artık 45 yaşındaydı, kendi ifadesine göre “yaşlı bir üslup”la yazıyordu. Üç bölüm de kahramanları ve yıllarıyla birlikte anılır: Pasenow oder die Romantik-1888, Esch oder die Anarchie-1903, Huguenau oder die Sachlichkeit-1908. Willa ve Edwin Muir tarafından yapılan İngilizce çeviride bu bölümler The Romantic-1888, The Anarchist-1903, The Realist-1908 olarak adlandırılıyor.

Kitap ağır ağır yiten Şimdi'nin kaydı ve eleştirisidir. Almanya hızla felakte gitmektedir ve Alman toplumu üç adet yarımşar kuşaklık (örneğin ilk bölüm başlarken Von Pasenow yetmiş yaşında ve Berlin'dedir) kesitler halinde gözlenir. Toplumun eski ve oturaklı değerler dünyasından başlanarak, tanınmaz hale gelişine doğru bir gözlemlemeyle karşı karşıya kalırız. Önce çöken romantizmin ve feodal dünyanın simgesi olarak Berlin'deyizdir; ikinci kitapta endüstri merkezine yani Köln'e geliriz. Başrolde sanayileşme. Kitabın “Anarşi” olarak verilmiş başlığı siyasi harekete gönderme değil, yıkıcı güçlerin ifadesidir: Muhasebeci Esch yükselmek için her yola başvurur. Şantaj, rüşvet ve yalan. Aşk, ilk kitaptaki romantik büyüsünden sıyrılmış, salt tenselliğe dönüşmüştür. Ve nihayetinde üçüncü kitap bozulmuş, yozlaşmış insanın zaferini anlatır bize. Ahlaksızlık kazanmıştır ve eski dünya ve onun değerleri imha olmuştur. Kitabın başlığındaki “Nesnellik” değerlerle ilişkisizliği, değerlerin hükümsüzlüğünü belirtir. Yani öznellik ve bencillik hükmünü sürdürmektedir. Değer yıkımının acısını çekenler yalnızlaşmak durumunda kalırlar. Aynı acının izini Vergilius'un Ölümü'nde de görebiliriz: “Doğrunun güçleri, yeryüzünde yenilgiye uğratılmış güçler; zaman denilen sonsuz akışın içinden kurtulmuş ve kurtarıcı olarak yeniden yükselmek için, bütün yıldızlardan daha parlak bir yıldız, artık hiç kararmayacak bir gökyüzüne dönüşmek için kendi kendilerini arındırana kadar yenilgi içinde yaşatılmış güçler.” (Sf. 329)

Kitapta, çeşitli üslup düzeylerinin ve ifade biçimlerinin, pekçok motiften yararlanılarak yaratılan mikro evrenin, uzun diyalogların, sonelerin, şiirlerin, üst üste konularak harmanlanışı (tüm bu özellikleri Vergilius'un Ölümü'nde de göreceğiz) onu Joyce'un Ulyses'i ile akraba yapar. Broch'un Joyce'a öykündüğü iddiasında bulunanlar da olmuştur. Ama Broch Joyce'un çalışmaları ile tanıştığında zaten Uyurgezerler'i bilfiil kaleme alıyordu. Bazıları da kısa romanlarında Kafka etkisinden söz eder. Aslında yeni bir tür şekillendiğinde, farklı kaynaklardan, farklı yazarlardan aynı yöne doğru bir akıştan söz etmek belki de daha doğru olacaktır.

Hannah Arendt'in Uyurgezerler ile ilgili satırlarında kitabın ruhunu görmek mümkün: “Proust, 19. yüzyıl dünyasına son ve genel bir vedadır. Sıla, hasret ve acı bizi bunalttığında onun 'artık yok' duygusu temelinde yazılmış çalışmasına tekrar tekrar döneriz. Diğer yandan Kafka sadece belirli ölçüde bizim çağdaşımızdır. Uzak bir geleceğin avantajlı konumundan yazar gibidir, sanki şu anda bulunduğu yer 'henüz değil' dünyasıdır... Broch'un çalışması ... Prosut ve Kafka arasındaki kayıp halkayı temsil eder gibidir, geri döndürülemez biçimde kaybettiğimiz geçmişle henüz ele geçiremediğimiz gelecek arasında... Bu kitap... “artık yok' ile 'henüz değil' arasındaki dipsiz kuyuya bir köprü kurma çabasıdır. Bu dipsizlik gerçek olduğu kadar, kader yılı 1914'den, Avrupa'nın kalbine dikilen ölüm fabrikaları, belki de bizi hala iki bin yıllık tarihsel bütünlüğe bağlıyor olabilecek, zaten yıpranmış bağı kesinlikle kestiği güne kadar geçen her bir yıl derinleştiği ve daha ürkütücü hale geldiği için, dünya ve insana dair hiçbir yerleşik geleneksel düşüncenin aydınlatamayacğı bu 'boşluğun' içinde gönlümüzdeki gelenek kalıntılarıyla zaten yaşarken bir tek bu konuya çaresizce tutunduğu için, şairin bu büyük çabasına derinden müteşekkir olmalıyız.” Arendt “No Longer and Not Yet” Nation 1946. (Hannah Arendt-Dünya Aşkıyla Elisabeth Young-Bruehl, İletişim 2012.) Açıkçası bu “artık yok” ve “henüz değil” arasındaki gerilimle Vergilius'un Ölümü'nde de karşılaşacağız.

Roman yeni türde çağdaş edebiyatın öncülerinden sayılageldi ve Proust'un, Joyce'un, Musil'in, Kafka'nın yanına kondu. Thomas Bernhard'ın, Yok Etme'sinin girişinde, Gambetti'ye okuması önerilen beş kitaptan biri Uyurgezerler'in ikinci kitabıdır: “Jean Paul'un Siebenkas'ı, Franz Kafka'nın Dava'sı, Thomas Bernhard'ın Amras'ı, Musil'in Portekizli Kadın'ı (Üç Kadın adlı kitap içinde, Helikopter Yayınları, Ekim 2009) , Broch'un Esch ya da Anarşi'si..” Bernhard'ın tevazu göstermesi zaten beklenemezdi.

Broch bu dönem boyunca edebiyatın ahlaki duruşa, değer yargılarının oluşumuna katkısının önemli olduğunu düşünüyordu. Sanat pekala kayıp değerleri koruyabilir, dünyayı ve insanlığı yozlaşmanın savrukluğundan sakınabilirdi. Bu anlamda henüz Platoncu sayılmazdı. Ama değerler ve yozlaşma tartışmasının ana gündem maddesi olduğu da hala bir gerçektir. Karl Kraus'tan, Wittgenstein'e kadar dönemin hemen tüm ünlü Viyanalıları etiğin anlamı üzerine ter dökmekteydiler. Broch da gerçek bir Viyanalı olarak bu dönem boyunca hem felsefeyle ve hem de matematikle ilgilendi. Hemşehrisi Musil gibi Viyana Çevresi'nin felsefi görüşlerinden etkilendiğini de biliyoruz. Malum Wittgenstein'ın da aynı çevrenin görüşlerine yakınlığından sıkça söz edilmekte. Hatta günümüzdeki kimi çalışmalarda Broch'dan “ilk 'post-analitik' filozof” olarak söz edildiğini bile görürüz. Broch'un bir dönemlik devam ettiği üniversitede (1904) “bilimsel pozitivizm” ile yakından ilgilendiğini de kendi yazılarından okuyabildiğimiz gibi “James Joyce und die Gegenwart (1936) adlı denemesinde Wittgenstein'a göndermede bulunduğunu da görebiliyoruz.

 

Bulutlar

 

Dünya Uyurgezerler'inkinden de dramatik biçimde değişmek üzeredir, 1933'de Hitler iktidara gelmiştir, Nasyonal Sosyalizm Avusturya'da da tırmanışa geçmiştir ve Avusturya, Almanya ile birleşmeye zorlanmaktadır. “Ah, evet, sonsuzdur insan aklı, ama bir defa sonsuzluğa temas ettiğinde, geri püskürtülür... bilgiden yoksun kalır... ondan sonra yeryüzünde ölümün yıkımları başlar, büyük tufan, silah şakırtıları, sonra utanmazca akıtılan kandan oluşma dereler...” (Sf. 326) Broch, Von Dothermann ile evlendikten sonra Yahudilikten Katolikliğe geçmişti, ama bu Nazilerin Nürnberg Yasaları açısından bir şey ifade etmiyordu. Birleşmenin hemen ardından memleketi terk etmekte ağırkanlı davranan pek çok Yahudi gibi 1938'de tutuklandı. Aslında tutukluluğu birkaç hafta sürdü. James Joyce ( Joyce, Broch'u yukarıda andığımız “James Joyce und die Gegenwart” adlı denemeden itibaren tanıyordu) ve diğer yazar dostlarının müdahalesi sayesinde neredeyse mucize kabilinden serbest bırakıldı ve hemen yurt dışına çıktı. Önce İngiltere, sonra Amerika. Böylece artık sürgün, göçmenlik ve sıla dönemi başlayacaktır. Tabii tüm dünyayı saran felaket dönemi de, insanlık kavramının ve ona yüklenen değerlerin de sonuna kadar parçalanışının dönemi de başlayacaktır. “... insan hep yeniden, şakırdayan silahların gücüyle, cinayeti hep tekrarlayarak kendi kökünü kurutuyor, insanoğlunu köleleştirerek yok ediyor, kendi kendisini silahın kölesi kılıyor, evreni paramparça ediyor (...) Bizler yani köleler silahsızız, silahsızlandırılarak aşağılandık, fakat silahsız beklemekte olan bizlere mezarlar canlı açılmakta, kaskatı kesilen, bizim için yumuşamakta, taş, elimizde gönüllü olarak boyun eğiyor.” (Sf. 261)

Broch Vergilius teması üzerine düşünmeye sürgünden epey önce başlamıştı. 1935 yılında yazdığı Vergilius'un Dönüşü adlı uzun öyküsünde yine sanatın neyi değiştirebileceğini tartışmıştı. Klasik Latin edebiyatının nerdeyse tanrısallaştırılmış şairi Vergilius, daha 18. yüzyıldan beri Almanca konuşulan dünyada ilgi odağıydı. Winckelmann, Herder, Wieland ve Goethe'den başlayarak Vergilius'dan ilhamla sayısız eser verildi. Ama Broch'un ilgisi aynı zamanda da Vergilius'un yaşadığı döneme ilişkindir. Roma İmparatorluğu'nun büyüyüşünün zirvesine. Augustus'tan sonra düşüş çağı başlayacaktır. Kuşkusuz o Roma İmparatorluğu ile Üçüncü Reich'in yükselişine dair benzerliklerle meşguldü. Yıllar sonra kaleme aldığı ve Lützeler'in aktardığı mektubunda; “Kitap sadece bir kitap olarak yazılmadı, özel günce olarak da yazıldı. O, bir kitap olarak başlar, bir günce olarak devam eder ve son bölümüyle yeniden bir kitap olarak biter. Bir günce olarak yazdığım sırada artık bir şey yayınlamayacağıma inanıyordum, bu nedenle o, ölümün gerçekliği ve deneyimi ile kişisel bir yüzleşmeydi” (Paul Michael Lützeler, Hermann Broch: A Biography (London: Quartet Books, 1987. Sf. 157) der. “Ölümsüz olan tek şey hakikatti, sadece hakikatin içindeki ölüm, ölümsüzdü. Her kim ki gözlerini kapatır, ancak o, görebilen körlüğün ve kaderin üstesinden gelmenin sezgisine varır.” (243) Hem ölümle ve hem de sanatın anlamı, sanatçının kendisine biçtiği rollerle ile ilgili bir yüzleşmeden söz ediyoruz artık. “Ah, edebiyatçı bu zayıflığıyla istediği kadar kendini aldatsın ve belki de özlemini çektiği o çocukluk manzarasının Saturnus'un cennet çayırları olduğunu ve o çayırlardan yeryüzünün ve gökyüzünün derinliklerine kulak vereceğini söylesin, gerçekten ona ait tek manzara, katıksız bir sığlıktır, ve edebiyatçı aslında hiçbir şeye kulak vermez, bu arada belki en az kulak verdiği de ölümdür.” (245) Tüm sürgün acısına, yeni bir dünyaya uyum sağlama zorluklarına karşın kitabı bitirmeyi ve 1945 yılında bastırabilmeyi başardı. İçinde yaşadığı dünya, pek sevilen, hala hayran olunan Almancanın binlerce kilometre uzakta bambaşka bir iklimde yaşatılmasına dönük bir sürgün dünyasıydı ve kitap artık sürgün edebiyatının baş eserlerinden biriydi.

 

Vergilius

 

Plan. – Kitap, bilindiği gibi, Vergilius'un Augustus'un filosuyla birlikte Brundisium'a varışıyla başlıyor ve ertesi gün ölümüyle bitiyor: Deniz yolculuğu, Brundisium'daki karşılama, kalabalıkların hezeyanı, arka sokaklardan saraya ulaşma çabası, saraya yerleşme, gece kabusu ya da görüsü sonrasında eseri Aeneis'i kurban etmeye karar verişi, ertesi gün dostları ve Augustus ile uzun diyalog, Aeneis'i Augustus'a vermeye razı oluşu, vasiyetindeki düzeltmeleri dikte ettirişi ve ardından ölüm. Böyle bakıldığında her şey pek sade görünüyor ama bazı kitapların özeti hiçbir şey demek değildir. Broch'un yaşamı boyunca tartıştığı hemen her şeyi romana yedirdiğini söylemek abartı olmayacak. Hem de yine semboller, şiirler, monologlar, uzun diyaloglar ve farklı katmanlarla birlikte. Mistik ruh yaşantısını sembollere dökerek anlatma çabasının romanın mimarisini bozduğu sıkça ileri sürülür, ancak öte yandan mistik deneyim sembollere vurulmadığında, söz ve dil tarafından bozulma, çarpılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Elementler. – Böyle bir roman ve böylesi bir semboller bolluğu karşısında Vergilius'un Ölümü üzerine epeyce yorum yapılmış olmasını doğal karşılamak gerek. Bir kez okunması kafi gelmeyen, her okunduğunda yeni sembollere ve anlamlara ulaşılabilecek bir kitaptan söz ediyoruz. Aslında zor bir kitaptan söz ediyoruz. Kitaptaki dört bölümün başlıklarının dizilişinin anlamı bile başlı başına tartışma konusu: Su-Varış, Ateş-çöküş, Toprak-Bekleyiş, Hava-Eve Dönüş. Bildiğimiz gibi bunlar Antikçağ'ın dört elemetini betimliyor. Bir görüşe göre bu dörtlü Broch açısından insanın içinde varolduğu, eylemini gerçekleştirdiği fiziksel çerçeveyi betimler. Eve Dönüş olarak ölüm kendi yolculuğu sürdürüldüğünde başlangıca, Su'ya varır.

Müzik. – Kitabın İngilizceye çevirisini 1944 yılında bitiren Untermeyer'in “Çevirmenin Notu”ndan başlanarak eserdeki senfonik yapıya da sıkça dikkat çekilegeldi. Bir senfonide ya da quartette olduğu gibi kitabın her bir bölümü diğer bölümlerle ile aynı ilişki tarzında durur. Aslında müzik Broch'da merkezi bir yer tutmaz ama ikincil de değildir. Broch'un nesrindeki lirik dinamiği daha çok on iki ses tekniğine dayalı müziğe benzetilmektedir.

Eşlikçiler. – Roman boyunca Vergilius'a bir çocuk, Lysanias eşlik eder. Lysanias Vergilius'un çok gerilerde kalmış çocukluğunun temsilidir ve onun çocukluğu olarak henüz bozulmamış, taze umutlarını ve geçmişteki sıla duygusunu muhafaza eder. Ama öte yandan kimi anıştırmalarla 19 yıl sonra doğacak Mesih'i de görür gibi oluruz. Diğer bir eşlikçi de bir köledir ki, onun da Vergilius'un alter egosunu temsil ettiği iddia edilir. Plotia sevgiyi simgeler, sevgiyi ve anaçlığı da. Yine öyle bir an gelir ki kucağında Lysanias/çocuk'la Meryem'i görür gibi oluruz. Kitap Antik Yunan ve Roma semboleriyle olduğu gibi Ortaçağ semboleriyle de örülüdür.

Lirik. – Öbür yandan kitabın gerçekte beşyüz sayfalık bir şiir olduğu da kabul ediliyor. Broch liriği mitlerle ilişkili görmekte ve efsanelerin yitik diline ulaşmaya çalışmaktadır. Lirik idrakte sıçrama yaratmakta, nesnelliğin sınıralarını aşıp aşkınsalı dile getirerek bilincin gelişmesine yol açmaktadır. Broch'a göre lirikte iki ifade tarzı vardır eleji (ağıt) ve şarkı. Vergilius'un Ölümü ağıtlarla ve şarkıyla, Vergilius'un kendine ve insanlığa ağıtlarıyla örülüdür, şiirin ardındaki gerçekle örülüdür ve “... bir dizeyi onunla söylenmek istenen gerçeklikle ilgilenmeksizin, sadece dizeliğinden dolayı öven kişi, üreten ile üretileni karıştırmış olur, bilerek ya da bilmeyerek gerçekliği inkar eden, gerçekliği yıkan bir yalancı tanıklık suçunu işler, bütün yalancı tanıkların suç ortağı olur.” (Sf. 236)

Değerler. – Edebiyat eserinin değeri pratik hayata ahlaki etkisine bağlıydı. Roman sadece bir öyküyü, ruh durumunu anlatmakla kalmaz aynı zamanda da yazarının düşüncesini, felsefesini de aktarır. Estetizm Tolstoy'un da yerdiği biçimiyle üst sınıfların acılarını dindirme ya da avutma amacı güden bir akım olarak yerilirken, sosyal yükümlülüklerini unutmuş sanat, ahlak dışı hale gelmiştir. “... ve buna göre uyum denilen şey insanlara kader tarafından biçim niteliğiyle ve yalnızca biçim olarak, son bir saygınlık ve geçerlilik diye verilmiş olmasına rağmen, evet, bütün bunlara rağmen, yalnızca güzellik uğruna yapılan her şey bomboş bir hiçlikte ve bütünüyle lanetlenmiş kalmaya yazgılıdır, çünkü böylesi, uyumun serinkanlı atmosferinde bile bir esrikliğin tutsağıdır, yolun tersine dönüşüdür, yalnızca tasarımdır ve tanrıların tek mekanı olan bilgiyi hedeflemez.” (Sf. 242)

Görev. – Edebiyatın görevi insanlığı, insan haklarını, birey özgürlüğünü ve demokrasiyi savunmaktı ve bedel ödenmesi zorunlu yükümlülükler altına girmekti. Toplumsal görevlerden, yükümlülüklerden kaçış hakikate veda etmektir. “Horatius! O, Roma için bir asker olarak savaşmıştı, Roma'nın gerçekliği için kendini kurban diye sunmuştu, şiirindeki o şaşırtıcı ve kendini hep belli eden hakikilik, herhalde bundan kaynaklanmaktaydı (...) Aiskhilos, Marathon ve Salamis'de piyade olarak savaşmıştı; Publius Vergilius Maro, hiçbir şey için savaşmamıştı.” (Sf. 327) Broch'daki edebiyat ve felsefi mutlak gerilimi de ta en başından beri mevcuttur. “Felsefe bilginin temelini yitirdi, ondan çok daha derinlere battı (...) kökleri, onlar da sonsuzluğa uzansalar bile, aşağı yetişemiyor (... ) çünkü köklerin artık tutunamadığı yerde gölgesiz bir boşluktan başka bir şey yoktur... bilgi temeli yitirildi ve gemide çok fazla boş laf kalabalığı var (...) bir zamanlar felsefe, üzerinde kendini inşa edebileceği bilgi temeline de sahipti.. ama ben de senin gibi onun bu temeli yitirdiğini görmek istemedim...” (Sf. 337)

Bilgi. – “Bilginin ortak temeli olmaksızın anlatmak, açıklamak, kanıtlamak ve inandırmak da olmaz; sonsuza yönelen ortak bakış, her türlü iletişimin temelidir, ve o olamaksızın en basit bir şeyi iletebilmek bile imkansızlaşır...” (Sf. 326) Edebiyatla bilimin sentezi çabasında esas olan bilimin ruhudur. Bilimsel inceleme ve denemeler de romanın dokusuna katılır. Bu aslında Schlegel'in romantik roman teorisinin de, Goethe'nin de devamı olan bir düşünceydi. Gerçi “polihistorik” roman Goethe'nin Wilhelm Meisters'inde henüz sezgi halindedir. Ondaki sezgi modern romancıların görevidir. Joyce'un Ulyses'i, Mann'ın Büyülü Dağ'ı, Gide'nin Kalpazanlar'ı, Huxley'in Ses Sese Karşı'sı, Musil'in Niteliksiz Adam'ı ve Broch'un Uyurgezerler'i bu tarzda adımlardı. Musil'in Niteliksiz Adam'ı bir fragmanlar kitabı olarak anılır, Thomas Mann kendi Büyülü Dağ'ını “Eğitim Kitabı” olarak nitelendirmişti. Broch'un Uyurgezerler'i de aynı akımın seçkin örneklerinden birisiydi ve Vergilius'un Ölümü “polihistorik” romandan liriğe bir geçiştir. Ama “polihistorik”ten de vazgeçememiş bir lirik.

 

Mülteci

 

New York'daki göçmen topluluğu hayli renkli simalardan oluşuyordu. Besteciler, oyuncular, ressamlar, yazarlar, akademisyenler, felsefeciler. Hannah Arendt ve Broch bu topluluk içinde yakın dost oldular ve Arendt onun İki ciltlik denemelerini Rhein Verlag için hazırlandığı gibi Men in Dark Times (Harvest Book, New York, 1970) adlı, Papa Angelo Giuseppe Roncalli'den Rosa Luksemburg'a; Karl Jaspers'den Walter Benjamin'e kadar çeşitli kişilikleri ele aldığı kitabında Broch'a da yer verdi. Kuşkusuz kendini yetiştirmiş bir kişilik olarak Broch'un felsefi düşünceleri meslekten felsefeci Arendt içi biraz savruktular. Arendt, Broch'un “gönülsüz bir şair”, “kendine rağmen bir şair” olduğunu öne sürer ve hayatının “edebiyat, bilgi ve eylem üçgeninde” gerçekleştiğini belirtir. Aslında bu trajikti. Broch hayatı boyunca bütüncül bir bilgiye, bir sisteme ulaşmaya çalıştı ve aslında edebi yetkinlik değil felsefi bütünlük peşindeydi. Fakat şiirsel diliyle onu ölümsüzleştiren felsefe değil edebiyat oldu.

Broch üçüncü önemli romanı Die Schuldlosen'i (Suçsuzlar) yazdı. Yine üç tarihi dönemde (1913, 1923, 1933) on bir ayrı hikayenin birleştirilmesinden oluşan romanda Üçüncü Reich'a giden günlerdeki sıradan insanı, olaylara karışmayıp kendilerini masum addedenlerin rejimin hakimiyetindeki rolünü tartışır. Suçsuzlar aslında suçsuz değillerdi ve roman toplumsal sorumluluk üzerine odaklanıyordu.

Suçsuzlar Broch'un kendisinin tamamladığı son eseridir. Bu süreçte edebiyatla ilişkisini azaltıp kendini tamamıyla bilim ve felsefe üzerine çalışmaya verdi. Günde neredeyse onyedi saat çalıştığı söyleniyor. Bir anektoda bakılırsa Arendt, edebiyatın kaybının felsefenin kazancından çok daha büyük olduğunu düşünüyordu. Unutmamak gerekir ki roman, novella, drama gibi edebi çalışmaları on yedi ciltten oluşan toplu eserlerinin (Kommentierte Werkausgabe - KW) yedi cildini kapsar. Geriye kalan on cilt, denemeleri, felsefi çalışmaları ve mektuplarıdır. Bu muazzam bir çaba demekti. “Bilme konusunda sabırsızdım... ve onun için her şeyi yazmak istedim... çünkü budur şiir denilen, ah, evet, şiir, bilmeye ilişkin sabırsızlıktır, onun arzusu budur, ve bunun ötesine geçmeyi başaramaz...” (Sf. 311-312) Evet, bilme konusunda gerçekten de sabırsızdı.

Broch'un yaşamının sonuna kadar sürdürdüğü başlıca amaçlarından biri de eserlerinde “çağ güçleri”nin ne olduğunu sezmek ve sezdirmekti. Bu güçlerin bileşkesini eserin bünyesinde yansıtmak, toplanan ışınları birleştirip onlardan yeni bir güç elde etmekti. Güçlerin yansımasıyla biriken enerji adeta böyle yeni bir güç oluşturacaktır ki, bu yalnız kahramanın kişiliğini değil bütün çağı ve böylece varlığı ve insan varlığını da aydınlatacaktır. Bir yüzey olarak gerçeklik ve onun altında işleyen hakikat kavramı tüm eserleri boyunca bizi izler. Hakikat, hayatın ve insanın mucizesini aydınlatır durmaksızın. “... Hayat ölümü barındırırcasına muhteşemdi, biliniyordu hakikatin bilgisi, aşkın içindeki aşk biliniyordu, deliliğin koruyucusu olan hakikatin kendi, delilikten en özgür kılınmış hakikatti, hiçlikten geri getirilmişti, dönüşüme uğramıştı ve yine de olduğu ne ise oydu, mucize, gerçeklik kadar büyüktü.” (Sf. 260)

 

Çevirmen

 

Bir kitap, kişinin hayatının bir parçası olduğunda kişinin hayatı ile kitabın akışı karşılıklı bir söyleşi içine girerler. Değerli pek çok kitabı Almancadan dilimize kazandırmasının yanında, Vergilius'un Ölümü'nü Türkçeye çeviren Ahmet Cemal için de için de aynı şeyin geçerli olduğu belli. Gerek kitabın girişindeki notlarından gerekse de bugüne dek çeşitli yerlerde çıkmış yazılarından. Düşünce ve kültür ürünlerinin bile hızla tüketildiği ve çabucak gündemin dışına kayıverdiği, acelecilik ve oburluk çağında çevrilmesi oldukça zor bir kitapla kırk yıl, neredeyse bir ömür geçirmek, kitapla birlikte yaşlanmak demektir, sadakat demektir. Jaspers, “sadakat hakikatin işaretidir” diyorsa, böylesine bir sabır da hakikatin, kağıda ve mürekkebe dönüşerek vücut bulmasıdır herhalde.

 

Dönüş

 

Broch memleket hasretiyle 1951'yılında Amerika'da öldü. Aslına bakılırsa bir yandan Avusturya'ya dönmek istiyor öte yandan bundan ürküyordu. Bu tüm mültecilerin ruh haliydi aslında. Belki de bambaşka ve yabancılaşmış bir vatanla yüzleşmek korkutucuydu. Kendilerini sürgüne yollayan, tüm olanlara suskunluklarıyla izin veren insanların arasında olmak korkutucuydu. Haksız da sayılmazlardı. Örneğin bir iddiaya göre Broch'a 1950 yılında Nobel Edebiyat Ödülü verilmesi önerildiğinde, Avusturya'dan, “Hermann Broch adlı bir yazar ülkemizde bilinmiyor” cevabı gelmişti. Sonunda Broch o kadar tartışıp durduğu, görülür yüzey olarak gerçeklikten, gerçeklik tarafından örtülen hakikate, gerçek eve, mutlak sılaya döndü ve, “... ve Son, şimdi Başlangıçtı. Batıp gitmişti imge, bütün imgeler batıp gitmişti (...) çünkü son, kendini Başlangıca eklemişti, yeniden doğmuş olarak ve yeniden doğurarak; söz evrenin üzerinde, boşluktaydı (...) Vegilius, evet o da sözle birlikte boşluktaydı, fakat söz tarafından sarıp sarmalandığı ölçüde (...) söz daha bir erişilmez ve büyük, daha bir ağır ve kaçıp gidici oluyordu (...) söz onun için anlaşılmaz bir dile getirilemezlik haliydi, çünkü dilin ötesindeydi. (Sf. 471, 472.)

 

Yararlanılan Kaynaklar

 

The Death of Virgil, Hermann Broch. İngilizceye çeviren J.S.Untermeyer. Random Hause, New York. 1972, 1995.

Sleepwalkers, Hermann Broch, İngilizceye çeviren Willa ve Edwin Muir. Random Hause, New York, 1945, 1996.

Hermann Broch, Visionary in Exile - The 2001 Yale Symposium, Edited by Paul Michael Lützeler. Camden House, 2003.

A Companion to the Literature of German Expressionism Edited by Neil H. Donahue, Camden Hause, 2005.

Men in Dark Times, Hannah Arendt. Harvest Book, New York, 1970.

Hannah Arendt-Dünya Aşkıyla Elisabeth, Young-Bruehl. İletişim 2012.

Hermann Broch: A Biography, Paul Michael Lützeler. Londra, Quartet Books, 1987.

Çağdaş Alman Edebiyatı, Gürsel Aytaç. Doğu-Batı, Mart 2012.

Ludwig Wittgenstein and Hermann Broch, Christopher Bailes. Washington University in St. Louis, Theses and Dissertations. Paper 681, 2012.

A Companion to Twentieth-Century German Literature, Furness ve Humble, Routledge. Londra, 1997.