1118770383e147d59b31c789defbe498.jpg

Mo Yan'ın Bütün Şeytanları
İri Memeler ve Geniş Kalçalar'da Çin'in bir Yüzyılı
Ömer F. Oyal

Toplumların bir kaderi var mıdır? Tüm değişimlere ve devrimlere karşın onları bir kafes gibi içinde tutan değişmez yazgıları var mıdır? Toplumlar aslında değişmez mi? İnsan bazı kitapları okuduğunda bu uğursuz düşünceye kapılmadan edemez. Öyle olmadığını umarız ama içimizde bir yerde bu tekinsiz düşünceden de kurtulamayız. Mo Yan'ın İri Memeler ve Geniş Kalçalar'ı* tam da bizleri yukarıdaki düşüncelere sevk etmek üzere önümüzde duruyor. Mo Yan'ın bugüne kadar yazdıkları arasındaki en hacimli kitabı.

Kara bir mizah kılığındaki ironik kitapları tatsız bir duyguyla bitiririz genellikle. İroni ağızda acımtırak bir tat bırakır ama Mo Yan ironiyi başka amaçlar için de kullanır.

 

Suskun eleştiri

 

“Bir dağ, bir akarsu ve bir büyük yazar”. – Mo Yan bir söyleşide kendisine çok benzetilen Marquez'i ne zaman okuduğu sorulduğunda 1984 yılına kadar batılı kitapların sansür kapsamında olduğunu o yüzden de batının büyük klasiklerinden daha sonra haberdar olabildiğini söylüyor. Bu anlamda kendi yolunu kendisi bulmuş bir yazarla karşı karşıyayız. John Freeman ile gerçekleşen başka bir söyleşide de “Hayatımızda yöneticilerin temas etmek istemediği hassas sorunlar olabilir. Böyle bir durumda yazar, kendi hayal dünyasını bu sorunları gerçek dünyadan soyutlamak için kullanabilir ya da belki durumu büyütebilir. Ben aslında, bu sınırlamaların ya da sansürün edebi eser için fevkalade olduğunu düşünüyorum” diyordu. Çin sansür mekanizması ile Mo Yan arasında tuhaf bir ilişki var. Bir yandan sıkça sansürlenip, sıkça yasak konulurken bir yandan da göz yumuluyor kendisine. Bu anlamda çok daha fazla baskı altında tutulan diğer muhalif yazarlardan oldukça farklı bir konumu var. Öbür yandan sıkça diğer muhalifleri desteklememekle, onlardan uzak durmakta olduğuna dair eleştiriler alıyor. Hatta diğer muhaliflerle kamuoyu önünde yan yana gelmemeye de çalışıyor. Aslında açıkçası Mo Yan'ın ne Çin muhalefeti tarafından ne de haliyle rejim tarafından pek de sevildiği söylenemez.

Mo Yan'ı batıda üne kavuşturan kitap haliyle Kızıl Darı Tarlaları. Aslında aynı adlı Zhang Yimou filmi. Zhang Yimou'nun filmi Berlin'de 1988'de Altın Ayı ödülünü aldıktan sonra roman da ünlendi, Mo Yan da. Fakat unutmamak gerek ki hemen her zaman olduğu gibi romanın kendisi filmden çok daha çarpıcı. İri Memeler ve Geniş Kalçalar'dan çok daha dar bir zaman aralığında geçen roman Japonlara direniş döneminde bir köyü ve bir aileyi, aileyi ayakta tutan kadını anlatıyor. Hemen tüm romanlarındaki sertliğin ve şiddetin bu romanda daha da öne çıkmasına rağmen politik olarak en sakıncasız kitabı olduğunu da söylemeliyiz.

Rejim Mo Yan'dan pek hazzetmese de Nobel'in ardından dönemin ruhuna uygun olarak bunu da paraya tahvil etmeye çalışıyor. Aslında Kuzeydoğu Gaomi'de 1980'lerden beri kızıl darı ekimi yapılmıyor. Onun yerinde bu arazilerde başka tarım ürünlerine öncelik veriliyor. Buna rağmen Kızıl Darı Tarlaları'nın şöhretinden ve Mo Yan'ı 2012'de Nobel ödülü almasından sonra baba ocağına, Dalan şehrine gelen turistlere gösterilmek üzere için 666 dekar araziye kızıl darı darı ekilmeye başlandı! Çin bu proje için 670 milyon Yuan harcamayı bile göze almış durumda. İri Memeler ve Geniş Kalçalar'da resmedilen “ana ocağı” ise romanın aksine hâlâ ayakta duruyor ve orası da yenileniyor. Shandong eyaletinin eski turizm sloganı “bir dağ [Tai Dağı], bir akarsu [Sarı Nehir] ve bir bilge [Konfiçyus]” idi. Şimdi ise aynı slogan “bir dağ, bir akarsu ve bir büyük yazar” olarak değiştirilmiş durumda. Mo Yan yine kendisi gibi Shandong doğumlu olan Konfiçyus'u yerinden edebiliyorsa bunda bir hikmet vardır diye düşünebiliriz.

“Hadi, geçmiş olsun.” – İri Memeler ve Geniş Kalçalar'da durmaksızın dönüp gelen, farklı kılıklarda yeniden zuhur eden “toplumsal kader” dışında rahatsız edici bir şey daha var: Bireylerin, birey yaşamlarının ve umutlarının uçuculuğu. Bireyden çok akışın önemi var, farklı biçimlerde de olsa dönüp dolaşıp yine aynı noktaya dönen akışın. Bu akışta bireysel acılar hakikatlerini ve ağırlıklarını büsbütün yitirir. Ardından konuşulmaya bile değmez. Birbiri peşi sıra gelen felaketleri, şiddeti, katliamları, tecavüzleri bir süre sonra bir kukla tiyatrosundaymış gibi algılamaya başlarız. Bireylerin kendi içsel dünyalarının ve tercihlerinin hiçbir ağırlığı kalmamıştır. Zamana çok geniş bir açıdan bakıldığında belki de doğru olan budur. Kurt Vonnegut'un Mezbaha No 5'ini hatırlamadan edemeyiz. Mezbaha No 5'de her bir ölümün ardından “Hadi, geçmiş olsun” denilir. Ölüm ağırlığını yitirir. Hatta neşeli bir şeye dönüşür. Bir tür hafifliğe. Mo Yan'da ise hafiflikten söz edilemez, daha çok sözü edilmeye değmez bir tavır mevcuttur. Bir süre sonra biz de hiçbir şeyden endişelenmez hale geliriz. Zaman akacaktır, sayısız acı yaşanacaktır, sayısız insan ölecektir. Zaten olması gereken de budur. Bireyselliğin bu derece değer yitimine uğrayışı ve açıkçası türün öne çıkışı örneğin batı edebiyatı okurları için ürkütücüdür. Bir batı romanında bir aşk acısının, bir ölümün, bir şiddet vakasının yarattığı derinlikler ve çalkalanmalar burada söz konusu değildir. Derin sancıların sözünü bile etmeye değmez. Bunları irdelemeye çabalamak gülünç duruma düşmek demektir. Hatta bu düzlemde erdem, ahlak, bağlılık, sadakat gibi kavramlar bile anlamını yitirmeye başlar. Yapılan bir kötülük zaman içinde bir andan ibarettir, hepsi bu. Bu durumda da kara bir mizahın ve ironinin içine savruluruz. Tüm bunların kişiyi garip bir hiçlik noktasına getirdiği de söylenebilir. Herhangi bir değerin bir anlamının kalmadığı bir akışta adalet de değersizleşir. Mo Yan'ın gözleri olup biten kargaşayı izleyen, ama uzakta bir yerden izleyen ve bir hüküm vermeyen gözlerdir.

Kuzeydoğu Gaomi'den Haberler. – Mo Yan baba evine son derece bağlı ve Çin'in mikrokozmosu olarak Kuzaydoğu Gaomi'yi görüyor. Kızıl Darı Tarlaları'ndan başlayarak Çin'i hep Gaomi penceresinden görürüz. Bu durum İri Memeler ve Geniş Kalçalar'da da değişmiyor. Çin uygarlığının beşiği Sarı Nehir Shandong eyaleti topraklarından denize dökülür. Öte yandan Gaomi koskoca Çin'in içinde hiç de ücra bir köşe sayılmaz. Sarı Deniz'e doğru burnunu uzatan Shandong yarımadası sömürgeci girişimlerin ve yerleşimlerin ilk tutunduğu bölgelerden birisiydi.

Afyon Savaşları'nı (1839) izleyen yıllarda Almanlar yarımadanın limanı Qingdao'ya 99 yıllığına yerleşme hakkı elde ettiler, limanda daimi bir donanma bulundurmaya ve küçük bir liman şehri inşa etmeye başladılar. Bugün bile Qingdao'daki Alman tarzı devlet binalarını, evleri, kiliseleri, kendinizi Orta Avrupa'da sanabileceğiniz sokakları görebilmek mümkündür. Bu nedenle de İri Memeler ve Geniş Kalçalar'da birden bire “Alman Şeytanları” ile karşılaşmak hiç de şaşırtıcı değil. Çin'deki ilk demiryolu hatlarından birisi de yine bir Alman girişimi olarak Qingdao'da başlayıp Jinan'da son buluyordu. Demiryolunun anlamı Jinan'ın nehir yoluyla Büyük Kanal'a bağlanması ve Büyük Kanal'ın da Çin'i dikine birbirine bağlayan en önemli ulaşım yolu olmasıdır. Böylece Gaomi Çin'in pek çok bölgesine oranla “Yabancı Şeytanlar” ile erkenden tanışmıştır. Almanları elbette ki, Japonlar ve Komintang döneminde de Amerikalılar izleyecektir. İri Memeler ve Geniş Kalçalar'da tüm bu şeytanlar sırasıyla boy göstereceklerdir. Zira bu roman esas olarak Çin'in bir yüzyılının destansı bir anlatımıdır ve Çin'in son yüzyılı her türden şeytan ile mücadeleyle geçmiştir. Zaten Çinliler için yabancı olmak şeytan sıfatını yüklenmek için yeterli bir nedendi. Uygarlığın merkezi Çin ise onun dışında kalan dünya şeytanların, cinlerin, uğursuz yaratıkların cirit attığı karanlık bir bilinmezdir ve oradan gelen her şey de şeytansıdır.

Kimdir bu Jintong? – İri Memeler ve Geniş Kalçalar'ın baş kişisi, kahramanı olan büyümemekte ısrarlı Jintong (Altınoğlan) neyi temsil ediyor diye sormak sanırız gereksiz bir soru olmayacak. Gerçi bir roman kahramanının illa ki bir şeyi temsil etmesi gerekmez ama Mo Yan kitabın önsüzünde Jintong'un Çin aydınlarını temsil ettiğini söylüyor. Fakat bu ne anlama geliyor?

Batılı bir Hristiyan rahibin ve elbette tanrıça ana Shangguan Lu’nun çocuğu olan Jintong isminden de anlaşılabileceği gibi sarışın. Mo Yan Çinli aydınların Çin ve Batı melezi olarak topluma yabancı, toplumun dışında kaldıklarını mı söylemek istiyor? Bu anlamda aydınlar şeytan muamelesi mi görüyorlar?

Jintong onca felaketin ve siyasal karmaşanın içinde tavır alan bir kişilik değil, daima çocuk kalmayı tercih eden, büyümemekte ısrarlı bir kişiliği tercih ederken aslında belki de varolmamış oluyor. Tavırsızlık varolmamak gibi bir şeydir ve Jintong sadece seyrediyor. Aslında sadece olanlara maruz kalıyor demek daha doğru. Belki de Mo Yan Çin aydınının maruz kalmakla yetindiğini olayların içine girmediğini iddia ediyordur. Tabii Çin'de Cumhuriyet sürecinden, 4 Mayıs 1919'da başlayan üniversite hareketlerinden bu yana onca mücadelede onca kayıp veren tüm aydınlar için ağır bir itham bu. Fakat Mo Yan muhtemelen devrim sonrası döneme işaret etmektedir. Yani devrim sonrasında devlet himayesinde kalmaya, onun gölgesinde serinlemeye özen gösteren aydını işaret etmektedir. Böyle bakıldığında Jintong Mo Yan'ın bizzat kendisinin bir eleştirisi olarak da okunabilir. Mo Yan'ın yaşamı ve tavırları tam da böylesi bir aydın tipine işaret ediyor: Sinik, açık yargılardan ve muhalefete yakınlaşmaktan kaçınan, eleştirisini daha çok ironik satırların, kara mizahın arasına gömen, devletle açıktan çatışmaktan özenle kaçınan, bu arada da devletin imkanlarından umudunu kesmeyen bir aydın. Hatta Jintong'un annesi Shangguan Lu’nun bizzat devleti simgelediği bile iddia edebiliriz. Tüm aileyi ama özellikle Jintong'u ayakta tutmaya çalışan anne zaten bir devlet gibidir. Onca siyasal çalkantı arasında, her zorlukta hep ayakta kalmayı başarır ve hep aynıdır. Shangguan Lu yaşam veren tanrıça gibi Jintong'u ve biri hariç hepsi de ayrı babalardan olma sekiz kızkardeşini, kızkardeşlerin çocuklarını büyütüp besler. Mo Yan'daki kopuşsuzluk duygusu da muhtemelen Çin'in ve Çin'de devletin konumu ile ilişkili olmalıdır. Dalan'daki ilk Kızıl iktidar döneminde kadınların saçlarını kısa kestirmesini özendirme kampanyasını anlatırken saç modeli ve iktidar ilişkisine göndermede bulunulur. Bu aslında sürekliliğe de bir vurgudur. İmparatorluk döneminde her hanedanlığın memurlarının saç kesimi farklıydı ve saç kesimi hanedana bağlılığın da açık bir göstergesi sayılırdı. Yani Çin'in kadim geleneklerinden birisine vurgu yapılıyor. Aslında Mo Yan hep sürekliliği vurguluyor. Belki onu sinik bir “muhalif” yapan da bu.

Jintong'un sekiz kızkardeşi kendisinin dahil olmadığı dünyanın yansıması gibidirler. Aslında Jintong dünyayı onların edimleri, siyasal tavırları ve evlendikleri kişilerin siyasal konumları sayesine öğreniyor da diyebiliriz. Buna öğrenmek de denilemez, ilişkilenmek denilebilir. Kitapla yargılardan mümkün olduğunca kaçınılması da Jintong'un tavrının da, aydının konumunun da bir göstergesi oluyor. Aslında kitabın ya da genel olarak Mo Yan kitaplarının alıntı yapılmaya direnmesi de bununla ilişkili. Tavrın olmadığı yerde işaretler ve ironi öne çıkar. Ve onlar da ancak metnin sürekliliği kopmadığında bir anlam ifade ederler.

Dişil ilke. – Mo Yang'ın hemen tüm kitaplarında güçlü kadın figürünü görmek mümkün. Kızıl Darı Tarlaları'nda da güçlü anne figürünü görmüştük. İri Memeler ve Geniş Kalçalar'da ise neredeyse ana ve kızkardeşlere adanmış diyebiliriz. Zaten Mo Yan da Shangguan Lu'yu annesinden ilham alarak yazdığını söylüyor. Önce besleyici sonra da erotik bir unsur haline gelen göğüsler kitap boyunca peşimizi bırakmıyor. Aslında besleyicilikle erotizm iç içe geçiyor. Jintong'un en mutlu olduğu anlar göğüslerle yakından ilişkili olduğu sahneler. Gerçi bu bilmediğimiz bir tema değil. İri Memeler ve Geniş Kalçalar ilk yayınlandığında garip erotizmi, rahatsız edici cinsel göndermeleri ve resmi tarihin dışındaki anlatıları nedeniyle Çin'de büyük tepkilerle karşılanmıştı. Buna rağmen Mo Yan tutumundan var geçmedi ve erotizmi Çin'de pek de alışkın olunmayan bir tarzda işlemeye devam ediyor. Mo Yan kadınları seviyor ama onları efsanevi hale getirdiğinde seviyor. Çin mitolojisiyle kaynaşmış özelliklere sahip kadınlar hayatın yaratıcı ilkesi konumundalar, güçlüler ve kendi yollarındalar. Mo Yan'ın kadınlara ilişkin duyarlılığı nüfus planlama politikasını eleştirdiği Frog (Kurbağa) adlı romanında da sürdürmüştü. Gerçi “tek çocuk politikası” Çin'in önemli sosyal sorunlarından birisidir de aynı zamanda. 1979'da uygulanmaya başlanan politika bu isimle anılıyor ama iki çocuğa da izin veriliyor. Fakat bu politikanın sonuçlarından birisi kürtaj dalgasıydı. Aileler oğlan çocuk istediklerinden kız ceninlerin öldürülmesi yani seçici kürtaj da yeniden hortladı. Mo Yan'ın böylesi netameli bir konuyu işleyebilmesini bile başlı başına bir cesaret olarak görebiliriz.

 

Gaomi tarihinden sayfalar

 

İri Memeler ve Geniş Kalçalar'ın Çin tarihine ilişkin bir destan olduğunu yukarıda söylemiştik. Kızıl Darı Tarlaları'nda kronolojik bir akış değil deyim yerindeyse sıçramalı bir anlatı söz konusuyken İri Memeler ve Geniş Kalçalar'da tüm tarihi arka planın ayırt edilebileceği bir kronoloji söz konusu. Aksi halde tarihi akışın anlaşılması söz konusu olamazdı. Buna karşın yakın dönem Çin tarihi bilinmediğinde kitapta ne olup bittiği de anlaşılmaz kalabilir. Daha da önemlisi Mo Yan'ın neyi eleştirip neyi eleştirmediği elimizden kayabilir. O nedenle Çin tarihindeki bazı basamakları ve olguları sıralayıp romandaki izdüşümlerine kısaca da olsa değinmek yerinde olacak.

Cumhuriyet. – Afyon Savaşları, I. Çin-Japon Savaşı ve Yabancı-Hıristiyan düşmanı Boxer isyanları ile sarsılan Qing hanedanı 1911 yılında askeri bir darbe ile yıkıldı ve cumhuriyete geçildi. Tabii bu imparatorluğun bitişi anlamında bir cumhuriyettir. Parlamenter demokrasiden söz etmek de yersizdir. İktidar daha ziyade ordu ve ordunun çeşitli kanatları arasındaki mücadeleyle belirleniyordu. “Savaş lordu” denilen bölgesel yerel iktidarlar ile merkezi hükümet arasında bir denge kurulmaya da çalışılıyordu. Zaten bu cumhuriyet daha başından itibaren Amerika'nın olanca desteğine rağmen hiçbir zaman nefes alacak bir barış dönemine kavuşamadan çöktü ve günümüzün Taiwan'ına göçmek zorunda kaldı. Mo Yan'ın romanında anlatı Qing Hanedanı dönemine 1900 yılına dek geriye gidiyor. Jintong'un annesinin altı aylık olduğu döneme dek.

“Japon Şeytanları”. – 1894-95 yıllarında cereyan eden I. Çin - Japon Savaşı'ndan sonra Japonya'nın eli sürekli olarak hep Çin'in üzerinde oldu. Japonya modernleşmeye epey hızlıca bir giriş yaptıktan sonra kendisine Asya topraklarında bir yaşam alanı aramaya başladı. Moğolistan, Kore ve Mançurya'daki askeri harekatlar sonucunda Japonlar bölgeye tutunup yayılmaya başladılar ve özellikle de Kuzey Çin üzerinde daimi bir baskı oluşturdular. I. Dünya savaşı Sırasında Japonya müttefiklerle aynı safta durduğu için savaşı kaybeden Almanların Çin'deki imtiyazlı bölgelerini devralma hakkına sahip oldular. Yani yukarıda andığımız Shantong yarımadası Japon kontrolüne geçti. Bu daimi yayılma ve gerilim süreci 1937 yılında başlayan II. Çin-Japon savaşına kadar sürdü. 1937 yılında Japonya çeşitli bahanelerle Çin ile savaş hali ilan etti ve bu son derece kanlı savaş 1945 yılına kadar sürdü. Bu savaşta 17-22 milyon arasında sivilin ve Kuomintang (KMT- Milliyetçi Çin Partisi) ordusu ve Kızıl Ordu kayıpları dahil 2 milyon civarında askerin öldüğü bildiriliyor.

Savaşta Japonlara karşı hem düzenli ordu ve hem de gerilla direnişi yaşanmaktadır. Buna yerel çeşitli güçlerin, savaş ağalarına bağı orduların, çetelerin direnişini de eklemeliyiz. Böylece savaş çok yönlü bir hale gelmişti. Hem Japonlara karşı direniliyor ve hem de herkes herkese karşı savaşıyordu. Mo Yan'ın Dalan'ının da pek çok kez elden ele geçişi de, Japonlara direniş öyküleri de, Japon mezalimi de bu karmaşanın da hikayesidir. Bu dönem vatanseverliğin çeşitli kılıklarda zuhur ettiği bir zaman dilimiydi de.

KMT Şeytanları. – KMT ile ÇKP arasındaki mücadele 1920'lerin sonlarında başladı ve burada zikredemeyeceğimiz çok farklı evrelerden geçti. 10 milyon civarında insanın yaşamını yitirdiği KMT-Komünist Parti arasındaki mücadele 1949 yılında bittiğinde Çin baştan başa harap olmuş durumdaydı. Tüm bu süreçte yerel toprak ağaları, büyük tüccarlar ve savaş lordları komünizme karşı haliyle KMT'yi desteklediler. Mo Yan'ın Dalan'ı gibi pek çok şehir ve köy durmaksızın el değiştirdi. Mo Yan'a bakılırsa halk bir köşeye çekilmiş sonun ne zaman geleceğini bekler durumdadır. Japon savaşı de düşünüldüğünde 22 yıllık bir savaş sürecinin halkı ne hale getirdiğini ve kimsenin Japonların gidişine sevinecek fırsat bulamadığını tahmin etmek zor değil.

“Yüz çiçek açsın, bin fikir gelişsin”. – Devrimin başarıya ulaşmasının ardından bir soluklanma dönemi yaşandı. ÇKP ülkeyi yeniden yeniden inşa etmeye çalışıyordu ama yepyeni temeller üzerinde. İnşa süreci birbiri ardınca gelen kampanyalarla şekillendi demek yanlış olmaz. Tabii her bir kampanya hem bir iktidar mücadelesi hem de yeni değerlerin yerleştirilmesi çabasıydı.

1957 yılında başlatılan “Yüz çiçek açsın, bin fikir gelişsin” kampanyası aynı zamanda sağcılık karşıtı bir kampanya ile iç içeydi ve fikirlerle de bir alakası yoktu. Amaç daha çok ülkedeki ve parti içinde gizlenmiş sağcıların teşhir edilip cezalandırılmasıydı. Jintong'un ailesinin kızkardeşlerden birinin gelin gittiği toprak ağası ve sağcı Sima ailesiyle olan akrabalık bağları böylesi bir dönemde önemli bir sorundur. Yerel ölçekte tüm sağcılar teşhir edilmeli, geçmiş yılların intikamı alınmalıdır. Hatta yerel parti birimlerine tespit edilmesi gereken sağcı kotalarının merkezce bildirildiğini de biliyoruz. Bu durumda da karşı devrimcilerin ve yerel toprak ağalarının sergilendiği yerel sergide elbette başı Sima ailesi çekecektir. Mo Yan bu ailenin devrim sonrasında kaçak haline düşmüş reisine dikkate değer bir sempatiyle yaklaşır. Simaların başı dağlarda yiğit biçimde yaşayan eskinin onurlu geleneklerinin temsilcisidir. Olumlu devrimci kahramanlar ise direnişten sonra yokluğa karışır. Tüm olumlu kahramanlar sellerde, sağcılık karşıtı kampanyalarda, Kültür Devrimi'nde, açlık yıllarında yitip gidecektir. Jintong'un devrimci saflardaki ablası ise partili bürokrasisinde yerini muhafaza edecektir. Ama aileye yabancılaşmış bir karakter olarak.

“İleriye Doğru Büyük Atılım”. – Çin'de her şey aşırı ölçülerdedir. Nicel bir aşırılık. Çin zaten imparatorluk döneminde de kibirliydi de diyebiliriz. Devrim sonrasında bu kibir deyim yerindeyse gömlek değiştirdi. Ne emperyalistlere ne de Sovyetlere dayanmaksızın hatta onlarla ilişkiyi asgaride tutarak yeni bir Çin yaratmak mümkündü. Kitlesel seferberlikle çağları aşmak mümkündü. Açıkçası bu kitlesel seferberlik çabalarının Çin halkına maliyeti muazzam boyutlarda olmuştur. Kolektif çiftliklerin kuruluşu, “arka bahçede demir döküm tesisi” kurulma gayretleri bu dönemin başlıca çabalarıydılar. Ülkedeki hemen tüm metal eşyanın, tencerelerin mahalli olarak eritilip ham metal haline getirilişi devrimin mutfak araç gereçlerine kadar girmesi demekti. 50'li yılların sonlarındaki kitle seferberliğinin sonucuna hava koşulları da eklendiğinde 1963 yılına kadar süren bir kıtlık yaşandı. Kaynaklar ölü sayısını 20-30 milyon arasında gösteriyor. Kıtlığın çarpıcı bir diğer yanı da daha ziyade çocuk ve genç nüfusun ölmesiydi. 1963 yılında ölenlerin yarıdan fazlası 10 yaşın altındaydı. Mo Yan açlığı apaçık ve epeyce yakıcı biçimde anlatıyor. Bir annenin ailesini besleyebilmek için yapabileceklerinin sınırsız oluşunu da.

“Büyük Proleter Kültür Devrimi.” – Romana ilişkin kimi tanıtım yazılarında nedense kitabın kültür devrimi dönemlerine ait olduğu gibi bir intiba var. Oysa Kültür Devrimi bu koca romanın ancak küçük bir bölümünü kapsıyor. Mo Yan Kültür Devrimi'ndeki aşırılığı alaya alıyor ama kendisini yine dışarıda tutuyor. Kültür Devrimi sırasında sadece Pekin'in tek bir semtinde bir ayda 325 kişinin, sadece bir tek okulda 100 öğretim görevlisinin öldürüldüğünü söylersek sokak hareketinin boyutlarını daha iyi anlayabiliriz. Kültür Devrimi, “Dört Eski”ye karşı mücadeleydi: “Eski düşünce, eski kültür, eski adetler, eski uygulamalar.” Kızıl Muhafızlar karış karış ülkeyi dolaşıyorlardı ve her köşe başında birileri uygun olmayan saçları düzeltmek için elinde makasla bekliyordu. Yani yine şu ünlü saç meselesi. Dükkan tabelaları bile feodalizmden arındırılıyor, eskiye dair her şey coşkunlukla imha ediliyordu. Sayısız eski tapınak, bina, cami yakılıp yıkıldı. Saksı bitkisi yetiştirmek, kafeste kuş beslemek, evcil kedi köpek beslemek de eskiye aitti. Bu coşkunluğun Kızıl Muhafızların içine dönmesi kaçınılmazdı. Çeşitli Kızıl Muhafız grupları arasında ülke çapında bir hizipler savaşı başladı. Mo Yan'ın romanında adı geçen “Altın Maymun İsyan Ordusu”, “Rüzgar ve Şimşek Şoku Muharebe Takımı”, “Öküz Hayaletleri ve Yılan Ruhları” gibi Kızıl Muhafız grubu isimleri çok da abartılı değil. Yine romanda yaralanıp kan kaybeden bir Kızıl Muhafız'a hastahanede 2 litre kan verilir. Ancak artık hiçbir Kızıl Muhafız birliği onu arsına kabul etmeyecektir. Zira iki litre kanda sınıf düşmanlarının da kanı vardır ve yoksul köylü kanı bozulmuştur! Jintong tüm bu olanlara seyirci kalsa da da başına külah geçirilmekten kurtulamayacaktır. Kültür Devrimi 1968'de bittiğinde arkasında sayısız intihar ve çatışmalarda ölen 500 bin civarında kişi bıraktı. Ardından gelen “zorunlu köy çalışması”nda da 500 bin kişi daha yitirildi.

“Refaha ulaşmak istiyorsanız, partiye güvenin.” – İri Memeler ve Geniş Kalçalar'ı 6. Bölüm'den önce ve sonra diye ikiye ayırmak yanlış olmayacak. Jintong Kültür Devrimi fırtınasının ardından cinayetle suçlanarak çalışma kampına gönderilir ve 15 yıl sonra mahkumiyeti bittiğinde geri döner. Döndüğünde bambaşka bir dünya ve bambaşka bir Çin ile karşılaşır.

Mo Yan muhtemelen politik olarak bugün de oldukça netameli olan o ara dönemi atlamayı yeğlemiş: Mao'nun ölümü sonrasında Dörtlü Çete'nin tasfiyesi, Huo Guofeng ve ardından gelen Deng Xiaoping reformları. Ki Deng Xiaoping Kültür Devrimi'nde bir binanın tepesinden aşağıya atılmaktan son anda kurtulmuştur. Günümüz Çin'i bilindiği gibi 1978'den sonra Deng Xiaoping'in “Reform ve Açılım Politikaları”nın izinden gidiyor. Yine bilindiği gibi Deng Xiaoping emekli olduktan sonra bile uzun elini seleflerinin üzerinden eksik etmemişti. Zaten iktidarının zirvesinde bile genellikle sahnenin arkasındaydı.

Jintong'un dönüşü Çin'deki değişimin daha çarpıcı hale gelmesine de yarıyor. Direniş ve devrimci heyecan yılları efsanevi zamanlarmış gibi geride kalmış, her yanı inşaatlar ve gökdelenler kaplamıştır. Dalan şehri bile neredeyse tanınmaz haldedir, zenginliğin ve paranın işaretleri her yanı sarmış, eskinin parti yöneticileri ve Kızıl Muhafızlar bütünüyle değişmişlerdir. Zaman zenginleşin ve harcayın zamanıdır. 2003 yılına ait bir yeni yıl afişinde Mao'nun, Deng Xiaoping'in ve Jiang Zemin'in resimleri alt alta sıralanıyor ve “Refaha ulaşmak istiyorsanız, partiye güvenin; zengin olmak istiyorsanız tanrılara inanmayı bırakın” yazıyordu. Jintong artık bütünüyle yabancıdır. Artık kitlesel seferberlikler de söz konusu değildir. Parti bürokrasisi bambaşka bir kılık ve bambaşka bir zenginlik içinde hükmünü sürmektedir. Mo Yan geçiş dönemine bulaşmak istemediği gibi Demokrasi Duvarı hareketi ile de, 1989 Tiananmen'de ifadesini bulan muhalif hareketle de ilişkisizdir. İri Memeler ve Geniş Kalçalar'ın Tiananmen Ayaklanması'ndan altı yıl sonra 1996 yılında yayınlandığını düşünürsek bu konulardaki suskunluğunu manidar bulabiliriz.

 

Söylenmeyenlerin ağırlığı

 

Mo Yan'ın mevcut toplumsal durumu eleştirse de Mao döneminden çok bugünkü parti çizgisine yakın olduğu su götürmez. Eski ideallerin nostaljik bir havası varsa da unutmamak gerek ki bu havanın abartılması günün politik çizgisine uzaktır. Hem Deng'den sonra artık Mao döneminin aşırılıklarının eleştirilmesi de artık ölümcül bir suç değildir. Açıkçası geçmiş Mo Yan'da bir karabasan resmigeçidi olarak anılıyor. Şiddetin ve çıkışsızlığın ve neredeyse zaman dışı bir arkaikliğin bu şekilde sergilenmesi ancak içinde bulunduğumuz dönemin ruhuna uygundur. Geçerken belirtelim ki, Çin üzerine böyle bir romanı bir Batılı yazsaydı onu rahatlıkla Çin düşmanı olmakla, Çin'i bir kabus ülkesi olarak göstermekle suçlayabilirdik.

Mo Yan devrimci ideallerin gözden yitişine değil, eskinin yitip gidişine ağıt yakıyor, doğanın tahribatına ağıt yakıyor, dünyanın yabancılaşmasına ağıt yakıyor ve parti içindeki kastlaşmalara çıkar gruplarına işaret ediyor.

Mo Yan'ın ironi ve kara mizah yolu ile eleştiride bulunduğunu söyledik. Peki ironi hangi durumlarda işe yarar? Çelişkiyi çözmeyip yani tavır almayıp onun üzerinden aşılmaya çalışılan durumlarda. İroni acıya ve sevince ilgisizleşme sonucuna da ulaşabilir. Mo Yan'ın kara ironisi görüngülere işaret ederek onların çevresinden dolaşmayı tercih ediyor. Buna Çin'in engin kültürel mirası ve efsaneleri de eklendiğinde dehşetin, büyünün ve alaycılığın karmaşık yapısıyla karşı karşıya kalıyoruz. Rabelias, Marquez ya da Faulkner'deki havadan başka bir hava bu. Onlarda gerçekliğin büyüsel anlatımla sarmalanması bizi insani kederlerden uzaklaştırmaz. Mo Yan'da ise ironi dehşeti olağan kılıyor. Linda Hutcehon ironiden söz ederken söylenene karşı söylenmemiş olanın dengesini vurgular. Söylenmemiş olanlar söylenenler üzerinde güç sahibidirler. Wayne Booth ise “sabitlenemeyen ironi”yi tanımlarken tüm ironilerin birbirini aşındırdığı suskunluk aşamasına vurgu yapar.

 

 

* İri Memeler ve Geniş Kalçalar, Mo Yan. Çeviri; Erdem Kurtuldu. Can Yayınları, Mayıs 2014.