Sürgün Ruhun Rüya Defteri

 

"Uçuruma doğru giden atın üzerinden bir türlü atlayamazsınız. Felaketinize yapışmışsınızdır. Günahına tutkuyla sarılmak... O zamanlar, günahı onarmak üzere bir hayatı inşa etmeyi
anlamıyordum henüz. Sadece ürperdiğimi biliyorum. O rahibin kendini suçlu hissetmesinin ululuğu ve benim boş vermişliğimdeki sefil zavallılık. İki ruh arasında fark bu kadar olur! O merdivenlerin başında gerçekten utanmıştım. Utanç, ruhu olgunlaştıran yağmur gibidir. Utanç hissetmeyen bir ruhun
arınması mümkün değil. Utancı acı, acıyı çaresizlik, çaresizliği yine utanç izler. Böylece kavrula kavrula arınıp yavaş yavaş başka birisi olursunuz.
."

 

***

"Basit bir taş parçası olarak ruhumun arınmaktan hâlâ çok uzak olmasına iyice kızan Rab, beni bu kez hem bol miktarda tanrıya sahip, hem de oradan oraya koşuşturup duran, hiçbir yerde rahat edemeyen bir kavmin arasına gönderdi. Bu barbarlar, durmadan günah işleyip duruyorlar, taş üstüne taş koymayıp, uzayıp giden düzlüklerde kazara önlerine çıkan şehirleri yakıp yıkıyorlar ve üstelik tüm bunlara rağmen kendilerini beğenmeye devam edebiliyorlardı! İkinci kez bir insanoğlu olarak dünyaya geliyordum. Fakat vurdumduymazlıkta birincisini aratmayacak bir durumda olduğumu saklamayacağım. Şehirlerin şehrinin anısını unutuvermiştim hemen. Taşlar insanlardan daha vefalı olabiliyor biliyorsunuz. Zaten her şeyi hatırlayarak yeni bir yaşama başlamak mümkün mü? Bir parçamın uzak bir yerde kalmış olabileceği hissi vardı gerçi. Ama sadece o kadar. Zamanla silinen bir rüya olarak kaldı Şehir. Bense acıklı kaderimin peşinde tepetaklak düşüyordum. Bir goy olmak, bir taş parçası olmaktan daha da ciddi bir düşüştü elbette. Ruhunuz bir taşın içinde fazlaca değişmez. Zira insanoğlu olarak kazanılan deneyimlerin, işlenen günahların ağırlığı çok başkadır."

 

 

Yapı Kredi Kültür Yayınları, İstanbul, 2017

İlk Baskı: Literatür Yayınları, İstanbul, 2006